Pozitif Duyguların Etkisi


Pozitif duyguların insan beyninde ilginç etkisi vardır. Bu etki, ‘genişletme ve inşa etme teorisi (broaden and build theory)’ ile açıklanır. Bu teoriyi anlamak için negatif duygunun nasıl çalıştığını anlamak yararlıdır. Öfke ve korku gibi duygular zihninizi kapatır ve beyin için olası reaksiyonları çok az seçeneğe indirger.

Tarih öncesindeki atalarımızı düşünün. Vahşi bir hayvan onlara doğru saldırıya geçmek üzereyken, hissetikleri şey korku veya öfkeydi. Bu hayati tehlike taşıyan duruma karşılık beyin, bugün ‘savaş ya da uç ya da donakal’ olarak isimlendirdiğimiz tepkiyi tetikledi. Bu içgüdüsel reaksiyon tehlikeli zamanlarda hayatta kalmalarından sorumluydu. Bu gibi durumlarda beynin seçmek için sadece üç seçeneği vardı:

  1. Hayvanla savaşabilirlerdi
  2. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde oradan uzaklaşabilirlerdi ya da
  3. Ölmüş numarası yapabilirlerdi

Aynı mekanizma bugünlerde bizim beynimizde de çalışmaktadır. Tehlikle karşısında enerjimizi, mücadele ederek veya savaşarak, ya da çaresizlik içinde donakalarak, karşı konulmaz bu durum karşısında çökerek veririz. Bilimsel olarak konuşursak, bu (negatif) duygular düşünce-eylem davranış dağarcığımızı kısıtlar.

Ancak, pozitif duyguların farklı bir fonksiyonu vardır. Bize mümkün görünen seçenekleri sınırlandırmaktan ziyade düşünce ve eylem için zihnimizde yeni yollar açar. O anda, daha yaratıcı olmamıza ve kutunun dışını da düşünmemize yardımcı olur. Pozitif duygulara hissettiğimizde yeni deneyimlere daha açık oluruz. Diğer insanlarla iletişim kurarken daha rahat oluruz ve eski problemlere alternatif çözümler düşünürüz. Pozitif duygular beynimizi dopamin ve serotonin ile doldulur, bu kimyasallar sadece bizim daha iyi hissetmemizi sağlamaz aynı zamanda beynimiz daha yüksek seviyelerde fonksiyon görür. Bütün olarak değerlendirildiğinde, düşünce-eylem davranış dağarcığımızı genişletir: ve sonuç kısa-dönemli yaratıcılık, problem-çözümleme yeteneği ve dikkattir.

(more…)

Mutluluğun Yararları -Rahibe Çalışması


Muhtemelen pozitif duyguların gücünü gösteren en etkili çalışma, sözde, rahibe çalışması olarak bilinen çalışmadır. Bu çalışma, 1930 yılında 200 rahibeden oluşan bir grubun rahibe manastırına katılması ile başlamıştır. Çalışmada kendi hayatlarından yansımaları ve ilerde olabileceklere dair otobiyografik yazılar yazmaları istenmiştir.

Yaklaşık 70 yıl sonra, psikologlar bu günlük girdileri analiz etmek için geri dönmüşlerdir. Araştırmacıların bulmak istedikleri şey, 20 yaşındaki rahibelerin günlüklerine yazdıklarının onları geri kalan hayatları hakkındaki öngörülerinin ne derece olduğunu görmekti. Özellikle, uzun ömürlü olma tahminleri üzerine. Cümlelerin -zekalarının bir göstergesi olarak- ne kadar kompleks olduğuna baktılar. Ayrıca nerede yaşadıklarına ve dindarlıklarına baktılar.

(more…)

Mutluluk Mitleri


Neredeyse hepimiz Sonya Lyubomirsky’nin -mutluluk araştırmacılarının öncülerinden biri- mutluluk mitleri olarak isimlendirdiği mitlere inanırız. Bu mitlerden bazıları hayatımızda elde ettiğimiz herhangi başarıların bizi sonsuza kadar mutlu edeceği ve bazı başarısızlıkların bizi sonsuza kadar mutsuz edeceğidir. İnsanlar evlendiklerinde veya sağlam bir iş veya gelir elde ettiklerinde mutlu olacaklarına inanırlar. Aynı zamanda, insanlar çeşitli sağlık problemleri yaşadıklarında ve çok az paraya sahip olduklarında bunun onları sonsuza kadar mutsuz edeceğini düşünürler.

Bu inançlara mitler denir çünkü araştırmalar ciddi bir şekilde bunun yanlış olduğunu göstermiştir. İnsanın duygularını (hislerini) sonsuza kadar değiştirebilecek bir hayati olay yoktur. Mit, hayallerimizi gerçekleştirmemizin bizi mutlu etmeyeceği ile ilgili değildir. Elbette ki, mutlu edecektir. Burada mit, elde ettiğimiz mutluluğun sonsuza kadar süreceğine olan inançtır. Problem, elde edilen mutluluğun zannettiğimiz kadar çarpıcı ve inandığımız kadar uzun ömürlü olmamasıdır.

Böylece, mutluluk mitlerinin iki türü vardır: Bunlardan birincisi, bazı olayların veya durumların bizi kesinlikle mutlu edeceğine dair olan yanlış inancımızdır.  Bunu yaparsam ____ (boşluğu doldurun) mutlu olacağıma olan inanıştır. Terfi ettiğimde, çocuğum olduğunda, zengin olduğumda v.b mutlu olacağım. (more…)

Mutluluk nedir?


Mutluluğu artırma amacı için ilk olarak mutluluğu ne olduğunu anlamamız gerekir. Psikologlar mutluluğa çok farklı açılardan bakarlar. Burada bahsedeceğimiz mutluluğun tanımı Paul Dolan’ın (‘Happiness by Design’ kitabının yazarı) çalışmasına dayalıdır ve iki bileşenden oluşur. Bu prespektiften mutluluk, en iyi bir şekilde,  haz (zevk) ve amaç (gaye) deneyimlemek olarak anlaşılabilir.

Haz kötü hissetmeye karşılık iyi hissetmekle ilgilidir. Mutluluğun tanımının bir parçası olarak haz bir dizi pozitif duygular deneyimleyebilmektir. Sevinç ve heyecandan, eğlence ve memnuniyete kadar. Diğer yandan, kötü hissetmek, acı çekmek (mustarip olmak) anlamındadır. Bu acı, hissedebileceğimiz bütün kötü duyguları içerir -endişe ve stresten, üzüntü ve kızgınlığa kadar. Mutluluk -haz (zevk) perspektifinden bakıldığında- daha fazla pozitif hisse ve daha az negatif hisse sahip olmak demektir.

(more…)

İnternette Okuduğunuz Her Şeye İnanmayın


Bilimsel bir dergi yayımlayan bir organizasyon, içinde alanlarında profesyonel olan ve gelen yazıları denetleyen editörlerden oluşmaktadır. Yani bir makale dergide yayımlanmadan önce onun doğruluk oranı alanında profesyonel kişiler tarafından denetlenir. Ve sadece; iyi, güvenilir ve savunulabilir olanlar yayımlanır.

Ancak bu internet için geçerli değildir. Bir yayın kurulu yoktur. İnternet erişimine ya da sunucuya sahip olan herkes web zayfasında herhangibir şey hakkında iddalarda bulunabilir. Doğrudur ya da değildir. Doğrulanmıştır veya doğrulanamamıştır. Güvenlidir veya değildir. Yazı bir şarlatan tarafından yazılmış olabildiği gibi, alanında uzman olan kişiler tarafından da yazılmış olabilir (alanında uzman olması yazdığı her şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor, yukarda belirttiğim gibi alanında uzman kişilerin makaleleri bile editörler tarafından onaylandığı takdirde yayımlanır). Bu yüzden bütün internet kullanıcıların sağlıklı bir düzeyde şüpheci olmaları gerekmektedir.

Bütün internet kullanıcılarının sahip olması gereken bu şüphecilik kabaca şunları içermektedir :

–  Eleştirel bir okuyucu olun. Gördüğünüz şeyleri sorgulayın ve internette okuduğunuz şeylerin güvenilir olamayabileceğini aklınızda bulundurun.

–  Kaynağı kontrol edin. Okuduğunuz şeyin asıl kaynağını bulmaya çalışın ve kaynağın güvenilir olduğuna emin olun.

–  ”arkadaşımın arkadaşına” olarak başlayan hikayelerde dikkatli olun. Bu şehir mitlerinde sıkça kullanılan bir tekniktir.

  Bilinmedik bir kişiden e-posta alıyorsanız ve bu e-posta link içeriyorsa o linklere tıklamayın ve bu kişilerin mesajlarını yanıtlamayın.

Peki bir internet kullanıcısı neden bunların farkında olmalı ?

–  İstemediğiniz e-postaların kurbanı olabilirsiniz. 

–  Bilgisayarınız aktivitesi bir spyware yardımıyla loglanabilir ve rapor edilebilir.

–  Bilgisayarınız başkaları tarafında dosya depolama veya paylaşmak için kullanılabilir.

(more…)

What Do I Deserve?


“What Do I Deserve” in this world? This is a question that I’ve been keeping my head busy with for a long time and hasn’t left it without finding an answer. I’ve been thinking about this recently and have been trying to find answers to it. Actually the answer to this question is quite simple but at the same time also hard. Why simple? Or why hard? Because the answer is “everything” and I cannot own/have everything. Why would I even ask for something like that?

There’s a lot of people in this world, and if all these people don’t want “everything” they at least want “most of the things”. This question has also a simple answer because I deserve this. Because me and you, we are valuable. Because we deserve; seeing places that garnish our dreams, hearing what we want to hear, eating what we want to eat, scenting what we want to scent and doing whatever comes to our mind. I can’t tell that we didn’t come to this world to have fun, but I can tell that we didn’t come here to feel pain…and I’m sure on that. So what is the answer? Why aren’t we living the way we want to? Or is someone able or if it isnt able to live like that?

Is it the thing that we werent owning? What goes through our mind? Could it be money?
That time these things are messing with my mind. Do people have to love money? Or do they have to hate it? In conclusion I can say that if I hate money, the hate is because I don’t have it. Or if I love money it’s because I have money. From this comes a conclusion: the questions “how do I have money?” and “how do I get what I deserve?” are equal questions. And this questioning causes that the most unvaluable thing in this world becomes valuable.

@Anila has translated my another old blog post “Neyi Hak Ediyorum?”. I really appreciate her for this gift.

Love is not


People always ask what love is and why we fall in love. I really have no idea what it actually is, maybe it’s biological or maybe it’s the most fascinating thing that occurs in our lifes. Because of the complexity in the definition of love, instead of what it is I’ll try to answer what it’s not from my own experiences.

Love is not a quest. Some people believe that they can find love. No it’s not true.  Don’t search for it.

Love is not escaping from loneliness. So, if you’re tired of being lonely, and looking for someone to love. Don’t.

Love is not about being jealous. There’s a lot of reasons to be jealous. If someone is jealous about you or vice versa, this doesn’t mean that you’re in love.

Love is not a systematic thing. We can’t organize anything.

I can continue but roughly I can can say ;

Love has no reason. If we have a reason than it’s not love.

 Thanks for corrections @Anila